16 Ekim 2021 Cumartesi

Demokratik haklar ve insanca yaşam

İntiharların yıllık sayısı artık binlere varıyor. Mutlak işsiz sayısı 4 milyonu aşıyor. 16 milyon insan açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyor. Kredi kartı, tüketici kredisi ve konut kredisi formlarında borçlanmanın toplam gelirdeki payı beş yılda yüzde 2'den yüzde 20'ye çıkmış halde. Bütçeden faşist şef Erdoğan'ın sarayına, toplam 32 milyarlık aslan payı düşüyor. Komünistler ve devrimciler, işsizliğe, yoksulluğa ve pahalılığa karşı insanca ve onurlu bir yaşam için demokratik hakların gasbına karşı söz, basın, toplantı, örgütlenme ve eylem özgürlüğü için mücadelelerin sözcüsü ve örgütçüsü olarak öne çıkmalıdır.

Hayat şartlarının dayanılmazlığı sonucu intihar eden emekçiler kervanı günden güne uzayıp gidiyor, bu nitelikteki intiharların yıllık sayısı artık binlere varıyor. 43 yaşındaki tekstil işçisi Murat Çoban da borçlarını ödeyemediği için geçtiğimiz günlerde yaşamına son verdi. Tıpkı yoksulluk, işsizlik, pahalılık, borçluluk, nihayetinde geleceksizlik girdabına kapılan ve çareyi intiharda bulan pek çok işçi kardeşi gibi.

Mutlak işsiz sayısı 4 milyonu aşıyor. Geniş tanımlı işsizlerin sayısı ise 9 milyondan, yani çalışabilir nüfusun dörtte birinden fazla. 25 yaşına kadar olan gençler arasında işsizlik oranı yüzde 42'nin üzerine çıkarak patlama yapmış durumda. İşten çıkarmanın güya yasak olduğu bir yıl içinde, Kod-29 bahanesiyle işten atılan, böylece hem kıdem ve ihbar tazminatından hem de işsizlik ödeneğinden yoksun bırakılan tam 176 bin işçi var.

16 milyon insan açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyor. Yoksulluk sınırı altında olan emekçilerin toplamı 50 milyon. Ortalama ücret artık asgari ücretle örtüşüyor. Üstelik toplam gelirin yüzde 10 arttığı son iki yılda, ücretlerin bu toplam gelir içindeki payı 6 puan azalmış, yüzde 25'lere gerilemiş bulunuyor. Birkaç milyon mülteci işçi güvencesiz ve asgari ücretten bile yoksun olarak çalıştırılıyor. Her gün 300 esnaf iflas ediyor, köylüler toplu halde bankaların ve tefecilerin eline düşüyor. Yani ekonominin büyümesi, kan emici patronların ve saray şürekasının daha da zenginleşmesinden, buna karşılık işçinin ve emekçinin gitgide yoksullaşmasından başka bir anlama gelmiyor. Nüfusun en zengin yüzde 10'unun geliri, en yoksul yüzde 10'unun gelirinin 15 misline ulaşıyor.

Kredi kartı, tüketici kredisi ve konut kredisi formlarında borçlanmanın toplam gelirdeki payı beş yılda yüzde 2'den yüzde 20'ye çıkmış halde. Emekçiler gün geçtikçe daha çok borç batağına batıyorlar. Fakat faiz indirimleri, borç ödeme kolaylıkları, iflastan kurtarma kredileri emekçiler için değil, sermayedarlar için geçerli. Doların tırmanışıyla, enflasyonla, gıda maddelerinin pahalılığıyla, kira ve fatura ödemeleriyle, kredi kartı borçlarıyla çaresizce yüz yüze olanlar sadece emekçiler. Elektrik faturasını ödeyemediği için bir yılda 3 milyon 768 bin kişinin elektriği kesiliyor.

Halk Ekmek önünde uzayan kuyruklarda bekleyenler, pazar tezgahlarından çöpe atılanları toplamak için koşuşturanlar, koronavirüs salgınının doruğunda otobüslere ve işletmelere tıkıştırılanlar, orman yangını ya da sel baskını alanlarında perişan olanlar, İşkur'a iş aramaya gitmek için dolmuş parası denkleştiremeyenler, yıllardır atamaları yapılmayan öğretmenler, emeklilikte yaşa takılanlar, barınacak yer bulamayan üniversiteliler, her biri faşist şeflik rejiminin işçileri ve ezilenleri mahkum ettiği toplumsal hayat şartlarından bir fotoğraf karesi sunuyor.

Faşist saray devletinin 2021 yılı bütçesi emekçilerin artan sefaletinin bir başka resmini meydana getiriyor. Bütçeden faşist şef Erdoğan'ın sarayına, dolaysız harcamalarıyla, resmen bağlı başkanlıklarıyla, asıl ve yedek örtülü ödenekleriyle, toplam 32 milyarlık aslan payı düşüyor. Bütçenin musluğu, büyük patronlar, büyük senet ve döviz tacirleri, büyük müteahhitler için, borca batmış şirketleri art arda kurtarılan saray kapıkulu sermayedarlar için kayırmacılık, vurgunculuk ve yolsuzluk bahsinde doymak bilmez saray bürokrasisi için faşist zorbalıkta birbiriyle yarışan polis, ordu, istihbarat, adliye ve diyanet için daha fazla TOMA, SİHA, obüs ve hapis için sonuna kadar açık. Aynı bütçe, işçi ve yoksul için, kadın ve öğrenci için düpedüz kemer sıkma bütçesi.

Bütün bu korkunç toplumsal eşitsizliğe ve adaletsizliğe itiraz etmenin, insanca ve onurlu bir yaşam uğruna mücadele etmenin her biçimi faşist şeflik rejiminin sonsuz yasaklar cenderesine alınmış durumda.

Sendikada örgütlenmek, hak grevi gerçekleştirmek, işyeri önünde dayanışma çadırı kurmak, iş koşullarının düzeltilmesi talebiyle yürüyüş yapmak yasak. Taksim'de, Kızılay'da, Konak'ta politik gösteri yapmak, 1 Mayıs'ta sokakta işçi mitingi düzenlemek yasak. İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak için toplanmak, kadın katillerine basitçe katil demek bile yasak. Kayyum rektöre karşı çıkmak, kampüste afiş asmak, yeterli yurt kapasitesi istemiyle parkta sabahlamak yasak. Güney Kürdistan'daki işgal harekatlarına itiraz etmek, Kürt köylülerinin işkenceye uğramalarını eleştirmek, dahası Kürdistan kelimesini ağza almak yasak. Saray partisinin çoğunluk sağlayamadığı seçimin geçersiz sayılmasını, referandumda hileli oy kullanılmasını protesto etmek yasak. Ve faşist saray iktidarının HDP'de yönetici olmayı, cemevini ibadethane görmeyi, HES projesine karşı nöbet tutmayı, LGBTİ+ renkleri taşımayı, hatta alkol içmeyi, dekolte giymeyi suç sayan keyfi ve küstah yasaklar listesi.

Faşist şeflik rejiminin demokratik haklar adına ne varsa ortadan kaldırma saldırganlığı, en başta, dokunulmazlıklarını kaldırdığı HDP'li vekilleri zindana atmasında, HDP'li belediyeleri kayyumla gasp etmesinde, HDP'nin binlerce üye ve yöneticisine hapis cezaları yağdırmasında ve HDP'ye kapatma davası açmasında görülüyor. Dernek ve vakıflara kayyum atama yetkisi, baroların genel kurullarını engelleme tutumu, basın kuruluşlarını kapatma ve matbaalara el koyma pratiği, sosyal medya platformlarını kuşatma yasası ya da tutsakların kitap ve gazete okumalarını dahi engelleyen tecrit uygulaması, faşist şef Erdoğan'ın tahtını mezarlık sessizliği zeminine oturtma siyasetinin kapsamına işaret ediyor. Yalnızca bir yılda, cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle açılan 31 binden fazla soruşturma ve 8 bine yakın dava var. Artık burjuva muhalefet bile sık sık resmi tehditlere ve gayriresmi saldırılara hedef oluyor.

Bir yandan toplumsal hayat şartlarının dayanılmaz hale gelmesinin ve diğer yandan demokratik hakların peş peşe gasp edilmesinin acısını çeken işçi sınıfı ve ezilenler nezdinde, faşist şeflik rejimine karşı öfke ve tepkinin gün geçtikçe arttığı gerçeği herhangi bir tartışma gerektirmeyecek denli ortada. Sermaye-emek ve devlet-halk çelişkilerindeki bu olağanüstü keskinleşme, faşist şeflik rejimi ile emekçiler ve ezilenler arasındaki bu derin yarılma, birleşik antifaşist mücadelenin harlanmasına ve kitleselleşmesine büyük imkanlar sunuyor. Bu imkanları değerlendirmek, fiili meşru mücadele sahasındaki devrimci ve antifaşist güçlerin işsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa ve demokratik hakların gasbına karşı politik kitle ajitasyonunu ve eylemini temel alan çalışmalara bir dönem boyunca ağırlık vermelerini şart koşuyor.

Bu arada, faşist şefin toplumsal ve siyasal desteğindeki ciddi erozyonu gören burjuva muhalefet de işçilerin ve ezilenlerin söz konusu tepki ve öfkesini siyaseten arkalama arayışlarına hız veriyor. Başta CHP olmak üzere burjuva muhalefete göre erken seçim saray iktidarının sonunu getirecek ve güçlendirilmiş parlamenter rejim bütün dertlere derman olacak. Peki ama hangi seçim? Faşist şefin politik iktidarı bırakmamak için her türlü manevra, hile ve zorbalığa başvuracağı, CHP'nin payınaysa bu müsamerede muhalif figüranlığın düşeceği bugünden belli olan bir seçim. Peki ama hangi parlamento? CHP'nin sendikal hakların gemlenmesine ortak olduğu, mültecileri kovmanın yolunu aradığı, savaş ve işgal tezkerelerine el kaldırdığı, İmralı tecridinin sürmesinden yana tutum aldığı, TÜSİAD başkanınca istenen faiz-enflasyon-döviz politikasına sözcülük yaptığı, IMF'yle yeni bir kemer sıkma anlaşmasını gündemleştirdiği bir parlamento.

Öyleyse, işsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa ve demokratik hakların gasbına karşı politik kitle ajitasyonunu yaymak ve yeni mücadele ateşleri tutuşturmak, burjuva düzen solu CHP'nin parlamenter hayalleri körükleme yoluyla işçilerin ve ezilenlerin bağrında biriken öfke ve tepkiyi faşist sermaye düzenine soğuran rolünü boşa çıkarmak açısından da elzemdir.

Demokratik ve devrimci birleşik mücadele mecraları, emekçilerin ve ezilenlerin insanca ve onurlu bir yaşam özleminin, demokratik haklara susamışlığının parlamenter gevezeliklere alet edilmesinin kesinkes önünü alma sorumluluğundadır. Örneğin bu "Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu"nda halklarımızın ittifakını, emek, kadın, gençlik ve ekoloji hareketlerinin ortak mücadelesini büyütme doğrultusunu bir kez daha vurgulayan HDP'nin, faşist şeflik rejiminin karşısına, geçiş dönemine özgü burjuva demokratik bir parlamento hedefiyle değil, parti programına da ruhunu veren halkçı demokratik iktidar savunusuyla dikilmesini gerektirir.

İşçi havzalarında ve emekçi mahallelerinde gerçekleştirilecek "Faşist yasaklara son, herkese demokratik söz, gösteri ve örgütlenme hakkı" talebiyle bağlı sokak ajitasyonları, politik bakımdan emekçilerin yeni kesimlerine dokunmaya taze kanallar açacaktır. Mücadeleci sendikaların bir araya gelip "Kod-29 ve bütün türevleri kaldırılsın, herkese güvenceli çalışma hakkı" talebiyle bir işçi havzasında merkezi açlık grevi başlatmaları lokal direnişlerde bulunan bütün işçilere yol gösterecektir. Bir elektrik zammını "Vergi ve zam soygununa son, herkese insanca yaşanabilir ücret" talebiyle elektrik idaresini işgal ederek yanıtlamak yoksulların bilincinde ve yüreğinde mutlaka karşılık üretecektir. Yaklaşan bütçe yapım sürecine "Saraya, savaşa, SİHA'ya, TOMA'ya değil, işçiye, emekçi kadına, esnafa, öğrenciye bütçe" şiarıyla sokak kürsüleri kurarak girmek, antifaşist kitlelere dinamizm katacaktır. "Kent meydanlarında miting ve gösteri hakkı" için polisi hazırlıksız yakalayan şimşek gösteriler düzenlemek, temsili basın açıklaması tekdüzeliğinden bir çıkış kapısı aralayacaktır. "Kadına yönelik şiddete son, İstanbul Sözleşmesi'nin tanıdığı haklar uygulansın" şiarı etrafında emekçi kadınlara yönelik yerel düzeylerde tertiplenecek konser, tiyatro ve film gösterimi gibi etkinlikler 25 Kasım'ın kitleselliğine katkı yapacaktır. "Kayyum rektörlere hayır, üniversite yönetiminde öğrencilere söz hakkı" sloganıyla toplanacak kampüs forumları, canlanmış olan öğrenci gençlik hareketinde bir süreklilik olanağı doğuracaktır.

Bütün bu olası pratiklerin toplamı, kuşkusuz ki, komünist ve devrimci öncülerin emekçilerle yüz yüze ve bire bir ilişki geliştirmeleri, kitleler içindeki örgütleyici faaliyetlerinin önünü açmaları için potansiyel bir güncel basamaktır.

Komünistler ve devrimciler, işsizliğe, yoksulluğa ve pahalılığa karşı insanca ve onurlu bir yaşam için, demokratik hakların gasbına karşı söz, basın, toplantı, örgütlenme ve eylem özgürlüğü için mücadelelerin sözcüsü ve örgütçüsü olarak öne çıkmalıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 01 Ekim tarihli 30. sayı başyazısı.