16 Ekim 2021 Cumartesi

Ziya Ulusoy yazdı | AUKUS: Savaş kışkırtıcılığı

Bu durum Esad rejimini Rojava devriminin güçlerine karşı cesaretlendirip askeri saldırıya geçirir mi? Esad rejimini ABD ve Türkiye tanımayarak, Erdoğan faşizminin işgallerini sürdüreceği anlaşıldığı bir sırada, niyeti olsa da tercih edemez. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad'ın, Türkiye ve ABD işgal askerleri çekilsin talebi, şimdilik öncelik sırasını Erdoğan işgallerinin İdlib'den başlayarak sona erdirilmesine işaret ediyor.

ABD, Eylül ayı içinde İngiltere ve Avustralya ile birlikte AUKUS askeri paktını kurdu.

Pakt, Çin'e karşı askeri bir güç gösterisi olarak algılandı. Bu doğru.

ABD, AUKUS'la Avustralya'ya 8 adede varacak nükleer enerjili denizaltı inşa edecek. Bu, aynı zamanda 12 bin km menzilli Trident D5 gibi nükleer başlıklı füzeleri fırlatabilme kapasitesi demek. Dahası hipersonik füzelerle de Avustralya donatılabilecek.

Başbakanı Scott Morrison, Avustralya'nın "uzun menzilli saldırı kabiliyeti"ni elde edeceğiyle övündü ama tabii yanıltıcı.

Söz konusu pakt ve plan, ABD ve İngiliz emperyalistlerinin rakip Çin'i hedeflediği saldırgan kabiliyet. Üstelik ABD anlaşma kapsamında Avustralya'da askeri üsler de kurabilecek. Avustralya'nın Çin'le ticari ve sınai ilişkisini berhava edecek askeri savaş paktını dayatıyor ki, bu Avustralya yönetimi eliyle bağımlılığını artırıyor demektir.

ABD, AUKUS ile rakip Çin'i askeri gözdağıyla bastırma, ticaret savaşı/kısıtlaması yanı sıra bölgesel askeri çatışmalarla ve nükleer silahlanma rekabetiyle zayıflatma stratejisi izliyor.

AUKUS'dan önce ABD, kendisiyle birlikte Avustralya, Japonya, Hindistan'ı kapsayan QUAD askeri paktını kurmuştu. Böylece Çin'i dünyaya açıldığı doğu kıyısı boyunca kuzeyden güneye askeri abluka altına almıştı.

AUKUS ise bu ablukaya ek ve özgün olarak Çin'i en yakınındaki, örneğin Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlık adaları üzerine askeri bakımdan hedefliyor. Balistik nükleer füzelerle tehdit altında tutuyor olacak, muhtemelen bu iki somut gerginlik konusu ve Japonya ile ada gerginliği üzerinden savaş kışkırtıcılığını tırmandırarak, kısa süreli veya tekil çatışmalarla Çin'i dezavantajlı konuma düşürecek. Savaş harcamalarını tırmandırarak mali-ekonomik bakımdan gelişme hızını düşürecek.

AUKUS'u bağlarken ABD, Fransız emperyalizminin 90 milyar dolarlık denizaltı inşa anlaşmasını, tek taraflı olarak iptal ettirdi ki bu burjuvazinin uluslararası mali anlaşmalarına da aykırıydı.

Daha önemlisi de Biden ABD'sinin, Trump döneminden farklı olarak AB emperyalistleriyle kol kola, Çin ve Rusya'yı hedef alacağı sanısı boşa düştü. Biden da selefi gibi, AB'den ayrılan İngiliz emperyalizmiyle ittifakı tercih ederek jeopolitik rekabeti yürütmeyi tercih etti.

Bu durum, AB emperyalistlerini kaçınılmaz olarak bağımsız üçüncü bir emperyalist güç odağı olmaya itecek.

ABD'nin rekabet merkezini de Ortadoğu'dan Pasifik'e kaydırdığı görülüyor. Ortadoğu'da elbette hakimiyetini sürdürecek. Fakat askeri güç yığınağı ve savaşları rakiplerine gözdağı olarak tutuşturma politikasını kısmen zayıflatmayı, Pasifik'te yoğunlaştırma uğruna göze alacak. İşbirlikçi bölge devletlerinin güçlerini yönetip kullanmayı öne çıkaracak. Ve Çin ile Rusya etrafında savaş oyununu sahnelemeye yönelecek.

Bununla bağlantılı olarak Suriye'den askeri güçlerini bir süre sonra veya siyasi çözüm aşamasından sonra geri çekecek. Ürdün kralı Abdullah'ın adıyla zikredilen ama elbette Mısır ile Suudi Arabistan başta gelmek üzere başlıca Arap devletleri yönetimlerinin hazırladıkları, ABD'de Biden ve Kongre'ye sunacakları Suriye'yle ilişkileri normalleştirme planı da bu yöne işaret ediyor.

Bu durum, Esad rejimini Rojava devriminin güçlerine karşı cesaretlendirip askeri saldırıya geçirir mi? Esad rejimini ABD ve Türkiye tanımayarak, Erdoğan faşizminin işgallerini sürdüreceği anlaşıldığı bir sırada, niyeti olsa da tercih edemez. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad'ın, Türkiye ve ABD işgal askerleri çekilsin talebi, şimdilik öncelik sırasını Erdoğan işgallerinin İdlib'den başlayarak sona erdirilmesine işaret ediyor.

Erdoğan faşizmi, ABD-Rusya arasındaki çekişmeden işgalleri için yararlanma taktiğini bu kez yeniden ABD ve AB'nin desteğini alarak sürdürmeye çalışacak. Fakat ABD'nin, rejimi oyalayarak zayıf tutma düzeyinden öte, örneğin Rusya ile çatışmaya vardıracak bir destek vermeyeceği anlaşılıyor.

Rojava ve Kuzey Suriye devrimi güçleri bu durumdan Türkiye işgallerine karşı yararlanacak taktik geliştirebilir. Türkiye işgallerine açık hava desteğini sona erdirmelerini ve Türkiye işgallerinin kaldırılmasını ileri sürebilir, dayatabilir.

Rekabet merkezi değişirken, bu durumdan devrimci güçlerin yararlanabilmesi, elbette halkların devrimci güç birikimi oranında olacaktır. Son tahlilde geleceği de bu tayin edecektir.